Öğretmende Öğrenir...

  • PDF

Ali Rıza hoca,İstanbulun şirin ve eski semtlerinden Anadolu yakası incisi Maltepede, Mehmet Akif lisesinde edebiyat öğretmeni olarak çalışmaktaydı. 40 lı yaşların sonlarına yaklaşmıştı.Fakat  gençliğinin ilk yıllarından beri  kendisini bildi bileli saçları beyazdı.

Mesleğini severek ve büyük bir iştahla yapardı.Derslerde anlattığı konuları,müfredatın mecburen anlatılması gereken konuları olduğu için değil,luzumlu ve gerekli gördüğü için anlatırdı.Anlattığı konulardan bahsederken, öğrenciler  sanki ders kitabının içinde olduklarını ve o konularla beraber yaşadıklarını hissederlerdi.

 

Günlerden Perşembe ,Ali Rıza hoca alişkanlığı üzere kadim dostu Ahmed İlhanı ziyarete gitmek için okuldan ayrılır.Her Perşembe Hoca derslerini bitirdikten sonra ahiretleiğim dediği ve bir kardeş kadar sevdiği bu dostuna giderdi.Bazı öğretmen arkadaşları, ’’Arkadaş her hafta olmaz ki bizimde arkadaşlarımız var,biz herhafta gidiyormuyuz diye,, onun bu alışkanlığın eleştirisini yaparlardı.Hoca efendi ise onlara ‘’ bakın arkadaşlar bütün ilişkiler disiplinli ve düzenli ziyaretlere ihtiyaç duyarlar,eğer siz ne olacak canım yarın veya bu hafta olmadı işim çıktı haftaya görüşürüz der yan yana gelmenizi ertelerseniz, dünyanın işi bitmeyeceği için arkadaşlar arasında ihmalkarlık başlar. İhmalkarlığın arkasında ise şeytan saklanır.Ve karşılıklı dostlar birbirlerine su-i zan besler.Yeni uğraşılarda buna eklenince dostlar artık eski tanıdıklara döner ki, onlara yapılan ziyaretin de bir anlamı kalmamış olur.

 

İşte der Ali Rıza hoca ben Perşembe günümün bir kısmını Arkadaşıma ayırmakla hem onu memnun ediyorum hemde kendimi şeytanın oyunundan uzak ediyorum.Onun bu cevabından etkilenerek eski dostlarını kazanan bir çok arkadaşı olmuşdu.Fakat kimiside hoca gene filozof filozof konuşmaya başladı der yanından uzaklaşırlardı.Ama herkes bilirdiki hocanın dostluğu kıymetlidir.O adeta sağlam bir dayanaktır dostları için.

Güneş yaz mevsiminin bütün cömertliğini sokakta gezen insanlara sunmaktaydı.Ali Rıza hoca çay evinin kapısını yavaşça  açtı,işte can dostu sırtını duvara vermiş küçük Çay bahcesinde onu bekliyordu.Elindeki kitaba daldığından arkadaşının içeriye girdiğini fark edememişdi. Okumayı çok severdi.Sesinin davudiliği,sözünü esirgemeden konuşması, etrafı tarafından aksi ama iyi kalpli bir insan olarak bilinmesine sebeb olmişdu.Hatta bazıları onun hocayla olan dostluğunu kıskanır,arkadaş birbirinizi ne çok seviyorsunuz diyerek takılırlardı,Ahmed ilhan efendiye.Oda kıskanmayın der çıkışırdı.Ama içten içede bu dostluktan ,hocanın kendisine verdiği değerden gurur duyardı.Ahmed İlhan, Hocayı görünce bulunduğu yerden kendisini görmesi için el salladı ve hafifce ayağa kalktı.

Ali Rıza hoca tebessüm ederek kendisini gördüğünü belli etti,ve yanına gelerek uzun zamandır görmediği bir akrabası gibi candan bir şekilde sarıldı,Ahmed İlhanda aynısıyla mukabelede bulundu.Halhatır sual ettiler birbirlerinden,ortak tanıdıklardan bahsettiler, yanlarında olmayan dostları için karşılıklı dua da bulundular. Bir ara Ahmed İlhan ‘’ ya hocam şu klasik kitapları ve konuları etrafındakilere ve öğrencilerine anlatacağına,sende şu meşhur olan(olmaya çalışan)hocalar gibi güncel ve sıcak konulardan bahsetsen,kim bilir, belki etrafında bulunan insanlar sana ve fikirlerine karşı  teveccüh eder, sende hayallerini onların destekleri ile biran önce gerçekleştirirsin.’’ dedi.

Ali Rıza hoca oturduğu sandelyede geriye yaslanarak,birazda sitemle karışık arkadaşınında duyacağı yükseklikte bir ahh çeker.Ahmed İlhan der ‘’ sen zahire bakıp haklı olmayı seçiyorsun.bende zahirin var olma sebebine bakıp batını seçiyorum.

Etrafımda olan kimselere Temel kavramları,formülleri,değişmez değerleri öğretmeye çalışıyorum,sende bilirsin ki bir bina için en fazla masraf temel inşaatına harcanır,ama satış sırasında temelde olan daire en ucuz olandır.Ama unutulmamalıdır ki buradaki dairenin diğer daireler gibi sadece insanları barındırma görevi yanında ,bu göreve ek olarak birde, bütün binanın ve içindeki ailelerin barınmasında ana görev sahibidir.Benim anlattığım dersler böyle anlaşılmalıdır.Şu senin söylediğin konular ise bu binanın deniz manzaralı dairelerine benzer ki en pahalısı bile sadece kendisinde ikame eden ailelerden sorumludur.Temeli çürük olan lüks dairelerin ömrü ve sağlamlığını sen benden daha iyi bilirsin’’ der. Evet Ahmed İlhan inşaat konusunda çok marifetliydi. Hocanın ne demek istediğini gayet iyi anlamışdı.

Ali Rıza hoca konuşmanın yönünü değiştirip arkadaşını birazda olsun rahatlatmak için elini arkadaşının omzuna koydu ve anlatmaya başladı. ‘’ Bundan yedi yıl kadar önce o zamanlar 42 yaşlarındayım dersden sonra biraz sahilde yürümek için deniz kenarına indim. Düşüncelere daldığım bir sırada karşıma okuldan bazı öğrencilerim çıktı. Tam onlarla tokalaşıp selamlaşacakken, arkasından bir grup esnaf arkadaşında ordan gecerken yanımıza geldiklerini fark ettim.Göz açıp kapanıncaya kadar 12-13 kişi oluvermişdik.

Ben öğrencilerle bir an önce tokalaşıp,yaşdaş olduğum esnaf arkadaşlarla tokalaşmak arzusunda olduğum için öğrencilerle tokalaşırken biraz dikkatsiz davrandım ve hayatımın dersini aldım. Tokalaşamak için elimi öğrencilerimin arasında gezdirirken, birden elim bir öğrencide takılı kaldı.Önce gerçekten takıldığını ( Parmaklarına veya ceketinin kol düğmelerine vb.) zannettim.fakat öğrencim elimi kasten bırakmıyordu,onu görmek için başımı ona doğru çevirdim ve bir an onun tebessüm eden gözleriyle karşı karşıya kaldım.’’ Hocam tokalaşdığın insanın yüzüne bakıver.’’ Bu benim bir anda ayaklarımın yerden kesilmesine sebeb olan bir hatırlatmaydı.Öğrencinin adı Kudretti heniz 14 yaşında lise birinci sınıf öğrencisi ve benim derslerime 3 yıldır devam etmekteydi onu tanır ve severdim,edepli ve sakin bir çocuktu. Bu sözleri söylerken hocanın gözleri yaşarmışdı...

Ali Rıza hoca ahmed İlhanın omuzlarını biraz sıkarak konuşmasına devam eder.’’İşte benim anlattığım konular öğrenciyi,doğru bildiği şeylerde hocasını uyarmasına vesile olan konulardır,yoksa öğrenciyi, hocasının her sözünün ve tavrının şakşakcısı haline getiren değildir...

Şu beyiti okuyarak arkadaşına veda eder

İlim ilim bilmektir

İlim  kendin bilmektir

Sen kendin bilmezsen

İlim nice okumaktır.

Yunus Emre