Umut Kaybetmeden...

  • PDF

Oda sanki üzerine çökecek gibi oluyordu. Duvalara baktıkça sanki kendisini bir hapishanede zannediyordu. Fakat şu kapının sağ tarafında asılı olan Fotoğraf, saliha hanımı bu sıkıcı odanın atmosferinden uzaklaştırıyordu .ne zaman bu Fotoğrafa baksa,yüzü bir başka oluverirdi. Gözlerine fer gelir, yanakları al al olurdu.Fotoğraf Bir köy ilkokulunun 5.sınıfının resminden ibaretti. saliha hanım bazen resimdeki utangaç, başörtülü, zeytin gözlü kızın kendisi olduğuna inanamazdı. Aradan geçen bunca yıl anılarını hiç eskitememişdi.Belkide onunla temiz çocukluğunun irtibatını sağlayan tek şey bu olduğu içindi.Anılar onun artık herşeyiydi.

 

İlkokul öğretmeni ona ne çok şey öğretmişdi. ya camideki Emine hocası oda ona dininin ne kadar güzel ve mükemmel olduğunu ve dinsiz olmanın bir insan için ne kadar tehlikeli olduğunu geçmiş zamanlardan örnekler vererek ne güzelde anlatırdı.saliha hanım Emine hocasını dinlerken kendinden geçerdi. Onun güzelliği ve başındaki örtü bir an gözünde canlanıverdi. sanki hayalinden çıkıp,o karanlık hapishanesini aydınlatıverecekti.

 

Şimdi ise ne inancı kalmışdı nede Allaha olan imanı.İmanının kaybolması için o kadar çok sebebi vardı ki,hangi birisiyle mücadele edecekti ki,zaten oda daha fazla dayanamadı ve kendisini geldiği bu topluma uydurdu. Sonuç ortada,çıkmaz bir sokak.

Köyde annesiyle beraber kendilerine kurdukları dünya bir kış günü bozuluverdi. bu aksaklık tam üç ay sürdü.Annesi artık yanında değildi.uzun zaman içne onları terk ederek giden babası cenaze işleri ve salihanın velayetini almak için geri gelmişdi.Para kazanmak için gittiği Almanyada bir Alman kadınla evlilik yapmış bir dahada geri gelmemişdi. Şimdi ise caminin avlusunda eski karısının ,Salihanın annesinin, tabutunun karşısında hesap veren bir şekilde omuzları bükük son vazifesini yapıyordu. Kim bilir belkide kendisini suçluyordu,ama saliha bunu hiç bir zaman bilemeyecekti.babası salihayla annesinin hakkında hiç konuşmamışdı. Belki suçluluk duygusundan belkide ... kim bilir...

Saliha hanim artik Almanyadaydi, babasinin ülkesinde, burasi benim kanimi isitiyor, derdi babasi.simdi geriye dönüp baktiginda, O 12 yasindaki kiz gizmis yerine 53 yasinda bir ihtiyar gelmisdi. Saliha babasina olan hincindan dolayi, söz dinlemez,ucuk ve hasari bir genck kizlik dönemi gecirmis ve ardindan erkek arkadasi ile baska bir eve cikarak daha 16 yasinda tek basina yasamaya baslamisdi.

Ve hala tek basina idi.

Eline bir içki bardağı alarak masada duran ve içinde ancak bir bardak içki daha çıkacak olan şişeyi bardağına boca ediverdi. Eskiden içkiyi içerken zevk alırdı, (veya aldığını sanirdi) şimdi ise sadece unutmak için içtiğini anlamışdı. Yıllarca yuvasız kalmak, sevilmemek, tek olmak ve en önemlisi inandığın bir şeyin kalmaması işte insanın sonu böyle geliyor diye düşündü.

Bunca yıl içinde iki evlilik yapmış fakat ikişindede aradığı mutlulugu bulamamışdı. belkide evliliklerini yaparken arzuladığı şey sadece kendisinin yalnızlığını giderecek ve ekonomik olarak kendisine destek çıkacak birini bulmaktı.İkinci eşi bir almandı.Oturduğu bu güzel ev ve kendisine bağlanan dul maaşı onun sayesinde olmuşdu. Gerçi kendisi de uzun yıllar çalışmış ve oldukça para biriktirmişdi, fakat bunlar onun kara gün dostu olarak sakladığı şeylerdi. En cok korktuğu ise , bir gün ölüverirde kimse ona sahip çıkmazda cenazesi bir hiristiyan mezarlığına gömülürse ne  yapardi...

Aslında Saliha hanım kendisini kurtaracak ve tekrar inancına kavuşturacak bir vesile arıyordu.fakat bunu kimseyle paylasması mümkun değildi.bazen evinin kapısını Yahova şahitleri çalar kendisine tuhaf seyler anlatirdi. İçinden keşke müslümanlarda bu ülkede böyle gezselerde kendisi gibi dışarıyla irtibatı olmayanlara el uzatsalar diye umud ederdi. Fakat Allah onu yıllar önce unutmuşdu.Para karşılığı artık insanlar ona hizmet ediyorlardı. Uykuya daldığında ilk gördügü şey kubbesi yesil,duvarları kirçle boyanmış köy camisiydi. Ama artik kendisini oraya layık görmüyordu.O bir günahkardı. Allahın kendisini unutma sebebi

onun günahlarıydı belki,ama Allah onu terk etmeseydi ona güç verseydi, o şimdi bu halde olmazdı...

Ev işlerini ve alış verişini yapmak üzere devlet kendisine bir sosyal yardımcı tahsis etmişdi. haftada 5 gün gelir ve bütün ihtiyacını görürdü. Sosyal yardımcı geçen hafta Cuma güne işlerini bitirdikten sonra Saliha hanıma bir mektup verdi.Mektupda kendisinin başka bir hastayla ilgilenmesi gerektişi için artık Saliha hanım’a başka bir sosyal yardımcı atanmışdı.Saliha hanım kendisiyle 2 yıldır ilgilenen bu hanımla vedalaştı.Şimdi içinde belirsiz bir korku başlamışdı.Kim gelecek, nasıl biri mektupda yeni sosyal yardımcının ismi yazılıydı.Adı Aysel hanımdı,yani bir türk.

Saliha hanım ilk kocası Enver den sonra bir daha türklerle konusmama ya kendi kendine söz vermişdi. Onlardan artık nefret ediyordu. Belkide türkler kendisine köydeki o temiz ve iffetli küçük kızı hatırlatıyorlardı.

Pazartesi sabah saat 9. kabı zili kısık kısık çalıyor,Saliha hanım elindeki otomatik düşmeyle kapıyı açmadan önce kim o diye marakla soruyor,gelen cevap biraz saliha hanımın beklediği bir cevap ama türkce “saliha hanim benim Aysel hanım yeni sosyal yardımcınız” Tamam acıyorum.Kapı açılınca

Saliha hanim gördüklerine birazda ici sizlayarak bakmaktadir.Aysel hanim basinda bas örtüsü , üstündeki yere kadar uzanan pardüsü sü ile ve etrafa nur sacan yüzü ile annesini andirmaktadir. Bir an icin kendisini O 12 yasindaki kiz zannedip Aysel hanimin kollarina atilip “nerede kaldin anne beni unutmadin mi? Sen anne bei burdan kurtar anne” diyesi gelmisdi.Saliha hanim kendisine cabuk toparladi.Aysel hanim hos geldiniz.diyerek Aysel hanima koltukta bir yer gösterdi,kendisine tekerlekli sandelyesinin dügmesine basarak karsisindaki koltugun yaninda yerini aldi.

Kisa bir sessizlikten sonra Aysel hanim görev mektubunu saliha hanima verdi ve kendisini tanitti.

Aysel hanim ev islerini bitirmis,bir koltuk yemeklerin pismesini beklerken cantasindan cikardigi kücük bir kitapcik okumaya basladi.Saliha hanim o sirada televizyon seyretmekteydi.Fakat göz ucuylada Aysel hanimi takip ediyordu.

Ne okudugunu merak edip,acaba duyarmiyim diye televizyonun sesini biraz kisdi.

Aman Allahim duydugu sey dogrumuydu,yoksa bu okunan o muydu.Yillar vardiki bu kelimeleri duymamisdi,”Iyya kenagbu ve iyya kenestaiyn...