En Çok Okunanlar

Din ve Düşünce Açısından Dua

  • PDF

Dua; insan-Tanrı ve tabiat algılamasının tabii bir sonucu olan ve tarih boyunca dinli-dinsiz her insanın yaşadığı bir fenomendir. Dua, doğru anlaşılıp uygulandığında tevhit ve ibadetin özü, insan başarı ve mutluluğunun kaynağı; yanlış algılanıp yaşandığında ise, şirk ve hayal kırıklığına kadar varan bedbahtlığın tohumu olabilmektedir. Dua edebilmek, başkasını aracı koymadan, doğrudan Allah´a ihlas ve bilinç ile yakarmak, fazileti zaman, aramak ve kabul noktasında sabırlı olmak, bu konuda unutulmaması gereken hususların bazılarıdır.

Emanetten Mülke

  • PDF

Feminizm, kadın sorunları için evrensel bir çözüm olduğu iddiasında. Kadın ve cinsiyet konusunun konuşulduğu kavramların tekelini de elinde tutuyor. İlahiyatçılar bile ‘erkek egemenliği’, ‘kadın bakış açısı’ndan din yorumu gibi kavramları kullanıyor.

Halbuki feminizm, Avrupalı aklın ve bütün bilimlerin sekülerleşmesi tarihi içinde değerlendirilebilir ancak. Yani kadınlar için “tarihin sonu” değil. “Emanet’ten Mülk’e” kadın ve cinsiyet etrafındaki konjonktürel söylem ve dönüşümleri işte bu perspektiften ele alıyor.

Nazife Şişman’ın Emanetten Mülke isimli kitabında belirttiği üzere, hakim kültürün Müslümanlara yönelttiği İslam’da kadın hakları sorularına gelenekleri suçlayıcı, ataerkilliği itham edici ifadelerle cevap aramaktansa böyle bir sorunun neden yöneltildiğini sormak, arkasındaki gayeyi öğrenmek, bu soruların cevaplandırılmasından daha önemli. “Zira her soru bir ölçüde kendi cevabını belirler.” Yazara göre bu sorulara hakim söyleme “eklemlenici” bir şekilde cevap vermek, “modern tasavvurlarla modernlik öncesi durumlar”ın karşılaştırılması hatasına düşülerek “Batı’da kadının geldiği noktayı ideal kabul etmek ve bu ideal noktadan geriye bakarak tüm İslam tarihini retroperspektif bir yöntemle yargılamak”tır.

Emanetten Mülke problemli sahaları ele alan, feminizm ve onun birey üstündeki tezahürlerini incelemek isteyenlerin zevkle başvuracakları bir kitap. Nazife Şişman’ın kendine has değerlendirmeleri, okuyanların perspektifini genişleten, bir üst basamaktan bakmayı sağlayan tespitleri, olayları genel kabul gören haliyle değil de, adeta imbikten geçirerek daha kapsamlı bir algılama boyutunda yorumlaması, bize ait diyebileceğimiz bir bakış açısı getirebilmesi ile Emanetten Mülke hayatî bir eksikliği gideriyor. Yazar ayrıca suçlayıcılıktan uzak, tespit gayesindeki dingin üslubu ile takdir edilecek bir seviye tutturmuş.

Kitap, ‘Feminizmin Cinsellik Siyaseti’ konusuyla başlıyor; yüzyıllar içinde değişen (Eski Yunan, Hıristiyanlık, 20’nci yüzyıl, postmodernite ele alınan dönemlerden bazıları) benlik algısı ve buna bağlı olarak dönüşüme uğrayan beden telakkisini anlatarak İslam geleneğindeki ilgili kavramlarla (emanet, zühd, ihsan) Batı kavramlarını karşılaştırıyor (mülk, diyet, proje). Bir sonraki bölümde “modern bir proje olarak feminizm”in ortaya çıkma süreci (modernite, sanayi toplumu ve doğaya hakimiyet, lüks ve kapitalizm, feminizmin tarifi: Uluslararası tarihî kadın düşmanlığı, küreselleşme ve feminizmin kitleselleşmesi bu başlıklardan bazıları) açıklanıyor. En son bölümde ise feminizmin İslam dünyasındaki tezahürleri başlangıcından itibaren (kolonyal feminizm) ortaya konuluyor ve konuyla ilgili çeşitli problemli sahalarda (İslam’da “kadın hakları”, başörtüsü yasağı ve kadın hakları söylemi, Türkiye’de “çağdaş” kadının “İslamcı” kadın algısı) yerinde tespitlerde bulunuluyor.

Yazar: Nazife Şişman

Yayınevi: İz Yayıncılık

ISBN: 975-355-534-2

Basım tarihi: Haziran 2006

Kategori: Kadın

Şeyh Efendi Rüyasindaki Türkiye

  • PDF

II.Abdülhamit döneminde Şeyhülislamlik`ta görev yapmış Şeyh Rahmi Baba 1930`lu yıllarda şeyh ve halife arkadaşlarını gizlice Anadolu`nun bir kasabasına davet eder. "Kahriye" okunacak, yani "Ya Kahhar" zikri çekilerek Mustafa Kemal`in ve rejiminin "kahr u tedmiri" icin dua edilecektir. Davet kabul görür ve gizlice toplanılır.

Kahriyenin okunacağı sabaha birkaç saat kala Şeyh efendi bütün niyetlerini altüst edecek bir rüya görür:

Bir dünya haritası. Ortasında Türkiye. Türkiye toprakları dünyanın diğer bölgelerinden bariz bir şekilde ayrılırcasına yemyeşil. Fakat etrafı, sınırları simsiyah, hayli kalın, lakin alçak duvarla çevrili. Peygamber Efendimiz haritanin başında ve insanların gözüönünde dünyayı yeniden taksim ediyor; şurayı şuna, burayı buna verin diye emirler veriyor, etrafindakiler de gerekeni yapıyorlar.

Mustafa Kemal , Trakya bölgesi gibi bir yerde duruyor. Yüzü Peygamber Efendimiz`e dönük değil ve duruşundan anlaşıldığına göre mahçup ve tedirgin bir durumda ; bu yüzden Efendimiz`e bakamıyor. Sıra Türkiye`nin kime verileceğine geldiği zaman Şeyh Efendi gözlerini beş açıyor ve pürdikkat kesiliyor. Peygamber Efendimiz yüzünü çevirmeden yalnız eliyle işaret ederek "burayı şuna verin" buyuruyorlar. Burası dediği Türkiye`dir, şu dediği de Mustafa Kemal`dir.

Şeyh Efendi kan ter içinde uyanır. Düsüncelidir. Niyetiyle rüyası arasında bir müddet gider gelir. (Tasavvuf ve tarikat kültüründe rüya, doğrudan bilgi kaynaklarindan biridir). Abdestini alır, namazı cemaatla kılmak için arkadaşlarının yanına gider. Namaz eda edilir, dua biter, Fatiha çekilir. Herkesin kahriye okumaya geçilecek dediği bir anda Şeyh Efendi rüyasını anlatmaya başlar...

Rüyayı şöyle yorumlar: Türkiye yemyeşil olduğuna göre bu hayra, İslam`a alamettir ve durumun esas itibariyle iyi olduğunu gösterir. Etrafindaki duvarların kalın ve siyah oluşu tedirginlik verici; çünkü siyah küfür işaretidir, fakat alçak oluşları mevcut menfi durumun çok uzak olmayan bir zamanda aşılabileceğini gösteriyor. Gerek Efendimiz`in ona karşı tavrı, gerekse Mustafa Kemal`in duruşu menfi ...Fakat Türkiye`yi ona veren Hz.Peygamber olduğuna göre buna karşı çıkamayız.

Kahriye okumaktan vazgeçilir ve şeyhler, halifeler memleketlerine dönerler...

Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları

  • PDF

Başlangıcta Kur’an ve Sünnete dayalı bir düşünce ve hayat tarzı olan tasavvuf,daha sonra toplumsal Gelışmeler ve bir takım harici tesirlerle farklı bir şekil almışdır.

İslami anlayışın temsilciliğini üstlenen islam uleması ile tasavvuf ehli arasındaki tartışmalar oldukça erken dönemden itibaren başlamışdır.Bu tartışmalara sebeb olan şeylerin başında tasavvufu etkileyen bazı fikirlerle bu fikirleri meşrulaştırmak için başvurulan kaynaklar ve bunların yorumlanmış biçimi büyük rol oynamışdır.

Mutasavvufların Kur’an ve Sünnete bakış açıları ve bunları yorumlayış biçimleri kadar,özellikle dayandıkları Hadisler tartışmaların başlıca sebeblerini oluşturmaktadır.

Mutasavvufların kullanmış olduğu Hadis malzemesinin, Hadis metodolojisi ışığı altında ele alınıp kıritik edilmesi  dinin doğru anlaşılmasına da yardımcı olacaktır.

Bu çalışmanın amacı,tasavvufu sorgulamaktan çok , tasavvuf anlayışının dayandığı Hadisleri tesbit etmek ve değerlendirmektir.

 

 

İçindekiler:

Kısaltmalar

Önsöz

Giriş

BİRİNCİ BÖLÜM

Tasavvuf Hakkında Genel Mülahazalar

İKİNCİ BÖLÜM

Tasavvuf Ehlinin Hadis Konusundaki Tavrı

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları

Sonuç

Bibliyografya

Hadis İndeksi

Karma İndeks

Sünnetin Önemi

  • PDF

Sünnetin dostları olduğu gibi, düşmanları da bulunacaktır.Ne yazık ki Resulüllah (sav)`dan sonra hiçbir asır bu iki tipten hali olmamıştır.İslam alimleri gecelerini gündüzlerine katarak hadis usulü, hadis kritiği, senet açısından hadisteki kategorik çeşitlendirme, belli ölçüler dahilinde ortaya çıkarılan uydurma hadis, nasih ve mensuh`un ölçülerini içeren kitaplar yamışlar; nihayet "hadis dinde hüccet olamaz" yaygarasını koparan din düşmanları ve özellikle de aşırı uç rafizilere karşı Kur`an ve sünnetin şaşmaz silahiyle reddiye mahiyetinde eserler vücuda getirmişlerdir.

İşte o eserlerden birisi de, İmam-ı Suyuti tarafından yazılan "Miftahu`l Cenneh Fi`l İhticac bi`s Sunneh" adlı eserdir.İmam-ı Suyuti bu eserinde, hadisin dinde hüccet olamayacağını iddia edenlere karşı, Resulullah (sav)`ın sünnetini yine onun Sünneti ile savunmuş, yüzlerce değişik varyanttaki hadisleri farklı ravilerden getirerek, hadisin dinde hüccet ve Kur`an`dan sonra ikinci derecede en güçlü teşri kaynağı olduğunu, dahası Kur`an ve Sünnetin arasına asla girilemeyeceğini ispat etmiştir.

Son Güncelleme: Salı, 22 Kasım 2011 20:22