Zamanın bize, bizi öğrettiği hikayelerden birisi şöyledir. "Bir Abdal bir şehre uğramış, fakat buranın halkı yabancıları hiç sevmezmiş, defol! diye bağırmışlar Abdala, seni  hiç birimiz tanımıyoruz! diyede eklemişler. Fakat Abdal sükünetini hiç bozmadan cevap vermiş. Ben kendimi tanıyorum ya, önemli olan odur. İnanın şayet öbür türlü olsaydı, yani siz beni tanısaydınız da ben kedimi tanımasaydım çok daha fena olurdu.’’ Zamanın değişikliği, evrensel doğruları değiştirmiyor. Kişinin kendisini tanıması,aslında bilinçli bir yaşamda olmazsa olmaz kurallardan bir tanesidir. İhlas ve Samimiyet ne ölçülebilir nede tartılabilir değerlerdir. Ustalık; çok çalışmak, çok yorulmak, çok fedakar olmak, yapılan işi ciddiye almak ve önem varmek ile elde edilecek bir makamdır. Bu makamdaki insanın beceriside ,marifetide kemalata uygun bir derecede olacaktır. Bütün bu değerler bizlere şu hassas dengeleri öğretir;

Published in Makale

Aziz olan Hak teala, insanı şeytan ile olan mücadelesinde,kendisine yardımcı olması için bir takım iç ve dış dinamiklerle donatmışdır. Varlık alemi sebeb-sonuç  kanunları ile yaşar. Var yemez hesabı, çoğu zaman kendimize verilen dinamiklerden haberimiz dahi olmaz. Tehlikeleri bertaraf edeceğimiz, kirlenmeden yaşayabileceğimiz, iç ve dış donanımlarımız olduğu halde, küçük hesaplar yüzünden bu imkanlardan istifade etmeyiz. İsteriz ki attığımız her adımı,söylediğimiz her sözü, sis perdelerinin arasından bir Pir’i fani çıkıp tasdik etsin. Halbuki cenab-ı Hak (cc) bu görevi  içimizdeki Vicdan denilen bir yetkiliye havale etmişdir ki, onu basit ve hakir gördüğümüzden dolayı  katımızda itibarı yoktur. O bizi bazen uyarır, bazen tasdik eder.Kıvılcımlar,şimşekler çaktırır beynimizde, kendini paralar, perişan eder, yokmu uyarıma kulak verecek diye Ah-u figan eder. Ne çare ki bizler daha önemli işler ile meşgul olduğumuzdan kılımız bile kıpırdamaz. O kadar sistemli ve düzenli yaşarız ki, elle tutmadığımız, gözle görmediğimiz uyarılara Vesvese iftirasını atıp, onlardan kurtuluruz. Elhamdülillah hayatımızda hiçbir kurunutuya ve vesveseye yer vermeyiz!

Başkalarının oluşum bozukluklarını Vicdansız olmalarına bağlarken –Fakirleri ezenler, hastalara ihtimam göstermeyenler vicdan mahrumu iken- kendimiz ile ilgili vakıalarda sorumluluk akıl ve reel dünya şartlarında dır- ezilmesi  gereken bir fakir varsa, dışlanması  gereken düşkünler varsa hemen gereken yapılır, zira akıl ve menfaatler bunu gerektirmektedir-bu şekilde bir davranış ezilenler içinde faydalıdır-Yıllarca Ünüversitelerde  başörtüsünden dolayı  Eğitim ve öğretim hakları ellerinden  alınan kız çocuklarına, ikna odalarında bu doğrular anlatılır-Neden kendimizin kurtuluşunu ve yükselişini, pozitif değerlerde ve mantıklı ölçümlerde ararızda,Yaratıcının verdiği ilaçları kullanmayız. Yoksa Yaratıcının ilaçları bizim istediğimiz değerleri vermiyor mu?

Evrenin sahibimiyiz yoksa kiracısımıyız? Hancımıyız yoksa yolcumu? sorularımıza cavap mı arıyoruz yoksa yeni sorular üretmek için mi burdayız? Bize verilen ve sıkı sıkı korumakla görevli olduğumuz Emanet nedir ?Onu bizden çalmak isteyen kim? Veya bizim hayatımızda korumak istediğimiz bir Emanet algısı varmı? Dünyada verdiğimiz veya verdiğimizi zannettiğimiz mücadele kimin için? Neden Strese kapılıp hayatı zor yaşıyoruz, Fakirlik, işsizlik, küskünlük sonuçları itibarı ile mi kötü, yoksa bunlar geçici körlük algılamaları mı? Kendi sorularımızı cevaplamadan neden başkalarına soru sorma gayreti içindeyiz.

Allah Rasulu (sav) ‘’utanmıyorsan artık dilediğini yap ‘’ buyurmuşlardır. Aklımız ile vicdanımızı birbirine bağlayan yolları açamaz isek, belki ilerde böyle bir bağ (yollar) olduğunuda inkar eder oluruz. Derler ya ‘Akraba bile görmeye gömeye el olur’ Yolu olmayan şehir nasıl harap olursa vicdana giden yolların tıkanması da,  kişide vicdansizlığa yol açar. Vicdanın varlığını karaya vuran Balinaları tekrar denize itme gayretkeşliği yanında, susuz ve aç olan insanlara da sıcramadığı sürece, muhafaza etmiş olmayız.Hizmet ve gayret, önce insanı sonra evreni kuşatmalıdır.İnsanın önemli olmadığı bir evren sadece teferruattır.

Published in Makale