Allahın Rasulu (sav)efendimiz Ebu Hureyre (ra) rivayet edilen hadisi şerifde, kendisinden hayırlı bir nasihat isteyen sahabeye ((Ebu Derda ra) üç sefer Kızma kızma kızma diye nasihat etmektedir. Günümüzde çokta önemsenmeyen fakat bir çok felaketinde sebebi olan kızgınlık, ilahi mekanizmada tehlikeli davranışlardan sayılmışdır.

Kızmak yani Gazab etmek her şerrin başıdır.Gazab kelime anlamı olarak Öfke, kızgınlık, hiddet demektir.Bu kelime çok ilginçdir ki hem Şerrin hemde  hayrın kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘’Kızmak’’Şerrin kaynağı olma sebebi zarar ve ziyana sebeb olması açısından,Hayrın kaynağı olma sebebi ise cesaret ve müdafaanın ortaya çıkması açısındandır.Kişi bu hali (Gazab)  başkasında gördüğü ama kendisinde hissettiği bir haldir.

Gazablanacak hallerden sakınmak gerekir.

1-Tartışma ortamlarından

2-İnadı ile maruf olan kimselerle beraber olmaktan

3-İddaalardan

4-Fanatik eylemlerden

5-Hırs yapmaktan

6-İntikam duygusundan

İnsanın gazabı ile Allah cc nün gazabı birbirine benzemez.

İnsan gazablanma anında kontrolünü kaybeder ve haksızlık yapma ihtimalı vuku bulur.Gazablanan insan karşısındakinin iyiliklerini görmez olur.

Allah cc nün gazabı, adaletindendir.O, insanın kendisine  verilen imkanları ve mühleti defalarca hoyratca harcamasından dolayı gazablanır,hayıflanır.

Gazab iki türlüdür

A-Yerilen ve tenkid edilen gazab

1-Nefsin hevalarına tabi olarak ortaya çıkan gazab

2-Haddi aşarak ortaya çıkan gazab

Yerilen Gazab’ın ilaçları şunlardır;

A1-Dua

A2-Kur’an-ı Kerim okumak

A3-Nassları hatırlamak

A4-Şeytandan Allahcc ye sıhınmak

A5-Ayakta ise oturması

A6-Uyku ve dinlenmeye dikkat etmesi

A7-Abdest almak

B-Övülen ve takdir edilen gazab

1-Allah cc için gazab etmek.

2-Emanet hususunda gazab etmek.

Gazab’ın zıddı Rıza dır.

Herşey nasılki zıddı ile kaim ise Gazab da zıddı bilinmeden tarifi ve tahayyülü zordur.Gece olmadan gündüzü ,uzun olmadan kısayı,iyi olmadan kötüyü tanımlamanın zor olduğu gibi.

Rıza,takdir edilen hükümleri kalbin sükûnetle karşılamasıdır.Böylece kul takdire rıza göstermiş ve hoşnutsuzluktan kurtulmuş olur.Hz.Peygamber(s.a.v):”Rab olarak Allah’tan razı olan kişi,imanının lezzetini tatmıştır.”(Müslim).Diğer bir hadiste de şöyle buyurmuştur:”Allahu Teâla hikmeti gereği sevinç ve neşeyi rıza ve yakinde,üzüntü ve kederi de şüphe ve hoşnutsuzlukta yaratmıştır.”

Rıza,kalplere vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır.Kalp,ilmin hakikati ile yüz yüze gelince,ilim onu rızaya yönlendirir.Rıza ve muhabbet,havf(korku) ve reca(ümit)gibi değildir.Bunlar,dünyada da ahirette de kuldan ayrılmayan iki haldir.Seriyü’s-Sakatî(r.a)der ki:“Şu beş şey mukarreplerin ahlakındandır:

1-Nefsin sevdiği ve sevmediği konularda Allah’tan razı olmak.

2-Allah’ı samimiyetle sevmek.

3-O’ndan haya etmek.

4-Allah’la ünsiyet etmek.

5-O’nun dışındaki şeylerden uzak durmaktır.”

Hz.Ali(k.v)Efendimiz de şöyle der:

-“Rıza yaygısına oturan kimseye,Allah’tan hoşuna gitmeyen hiçbir şey gelmez.İstek ve sual yaygısına oturan ise,hiçbir şekilde Allah’tan razı olmaz.”

Published in Makale

Hz.Ebu Hureyre (ra) hicretin yedinci yılında Medineye geldi ve islamını ilan etti.Allahın rasulü (sav) ile dört dolu dolu yıl geçirdi.Birgün’ü bir yıla denk tam dört yıl,Rasulün bazen önünde asasını taşıdı bazende arkasından onu takip etti, bir gölge gibi.Hiçbir mesleği icra etmiyordu.O’nun işi gücü Rasulullah(sav)i takip ve taklit etmek ve diğer sahabelere aktarmakdı.Verilen ile iktifa eder,Huzurda bulunmayı hazine dairesinde bulunmak olarak tasavvur ederdi.Duyduklarını unutup ashabı kiramı bihaber bırakmaktan korktu ve Rasulullahdan unutmaya karşı dua istedi.İşte ne olduysa o duadan sonra oldu.Ben dedi hz.Ebu Hureyre (ra)’’birdaha Ondan duyduğum hiç birşeyi unutmadım’’.Annesi istemezdi oğlu Muhammede gitsin,isterdi yanında evinde kalsın.Bir dua daha ey Allahın Rasulu dedi bu seferde annem için, o islam olursa bende sende olurum. Dua hayır içindir sende hayır istiyorsun o halde Rabbim sana yardım etsin dedi Rasulullah.Eve koştu baktı annesi abdest alıyor. Gözyaşları sel oldu kediciklerin babasının,bu nasıl bir himmettir,bu nasıl bir berekettir... Gözlerini ufuktan indirdi üstünde hayvan derisi vardı,derinin artan kısmınıda ayaklarının altına almışdı. Bağırıyordu ben medine valisi Ebu Hureyre,için içinde gülüyordu.Mervan medine dışına çıkmış vekili olarakta Ebu Hureyre (ra) bırakmışdı.Herkes Ebu Hureyrenin bu kılık ve kıyafetine hayretle bakarken O Rasulullahın duasını düşünüyordu.Duaya Rabbül alemin karşılksız icabet etmişdi.Ne valilik nede zenginlik sadece Rasulu taklit ve takip kıymet bulmuşdu. Gülüyordu duayı celb etmeyen valiliğe ve zenginliğe,ama kimse anlamıyordu bu Halis taklitçiyi, Halk ona O halka acıyordu.

Ençok Hadis rivayet eden oldu.Hasedciler neden oldu,yalan ve uydurma doldurdu dediler. Dört yılda bu kadar hadis olmaz dediler.Bilemediler hesap edemediler gecesini ve gündüzünü dört yılın.Ama dediler sahabelerdende ona karşı çıkan oldu,Aişe annemiz (rah) bunun şahididir oda onun söylediklerini tenkid etmişdir.Doğru oda tenkid etmişdir,o’da O’na hak vermiş ve ben bunu Mekke zamanında duyan bir başka sahabeden duydum belliki nesh olunmuş.Peki duymadığı sözleri neden kendine izafe edip ben Rasulullahın şöyle yaptığını ve dediğini aktarıyorum diye meydana çıkıyor.İşte hasedcilerin cehaleti, sorun onlara sahabe mürseli nedir diye belki ilimden bir damla bulaşmışsa üstlerine utanıp bu söylediklerinden yüzleri kızarır.

78 yaşında vakti saati tamam oldu.Emaneti bizlere yükledi, Rasulu takibe ve takilde bizleri memur etti. Sizlerin kardeşiyim, ben önden giden siz sonradan gelenlersiniz.

Published in makale

Namazın ne kıymetli bir ibadet olduğunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur. Namaz hakkında Ayetler  ve Hadis-i Şerifler  sayılamayacak kadar çoktur. Hakkında kitap yazılan, üzerine sohbetler düzenlenen ve salon programları ile insanlara detayları ile birlikte anlatılan ikinci bir ibadet yoktur. Ama hala müslümanların çoğunluğu Beynamaz (Bi namaz) olarak yaşamlarına devam etmektedirler. Nedir eksik olan, bilgimidir? yoksa namaza olan ilgimidir? veya devir namaz devri değilmidir?

Sorunun ve sorumun cevabını  bu çağda veya bu ülkede aramak bana mantıklı gelmiyor,cevap zaman ve mekan ötesi olmalıdır.Zira soru ve cevap aynı cinsten olursa doğru netice alınır. Namaz ibadeti her nekadar şekil itibarı ile bir takım dünyalık hedeflere hizmet ediyor gibi görünsede kanaatim odurki , namaz ukba alemine açılan bir kapıdır.

İlk emredilen İmandır,sonra imanın belgesi ve belleği niteliğini taşıyan namazdır.Kişi imanı ne ile elde etmiş ise namazıda aynı şey ile elde eder.Sadakat ise imanın sebebi namaz da sadık kalınarak ifa edilir. Birgün muhakkak karşılığını alacağım diye beklenir. Eğer imanın sebebi Allah cc ye aşık olmak ise namazda aşkın tezahürü olarak kılınır. Allah cc ulaşamamanın verdiği acı namazla giderilir ve namaz kişinin miracı olur.

Kişi önce ilgilenecek sonra ilgisi sevgiye dönecek ,sevgi kabına sığmayıp Aşk olup taşacak ,aşk kişinin ibadetine sirayet edecek ve aşığın namazı arş-ı alaya yükselecek.

Aşk sahibini nasıl heyacanlandırıyorsa namazda kılınması ile sahibine heyacan verir.

Aşk sahibini nasıl uyuşturuyorsa namazda kendisini ikame edeni uyuşturur  acı,elem ve sıkıntı hissetmez.

Aşk nasılki kendisine ortak kabul etmez ise namazda kıyamında, rukuunda ve secdesinde ortak kabul etmez.

Aşk nasıl aklı dışlayıp kalbi merkeze koyarsa, namazda kalb ile ikame edilir.

Aşk nasıl hiçbir şeyin etrafında dönmez herşey onun etrafında dönsün isterse, namazda kendini merkezde kabul eder.

Aşk ın ne belli bir mekana ne belli bir yaşa nede mala  ihtiyacı yok ise namazında ne yaşa ne belirli bir mekana nede  mala ihtiyacı vardır.

Aşk kendi doğrularını nasıl tayin ederse, namazda kendi olur olmazlarını tayin eder.

Eğer aşk kavuşamamak ise işte namazda bu dünyada Rabbe kavuşamamaktır.

Eğer aşk ayakları yerden kesmek ise işte namazda miraca yükselmektir.

Eğer aşk samanlığı seyran etmek ise işte namazda cennetin anahtarıdır.

Cenab-ı Hak ka aşık olmak iman diye tanımlanır.bu aşkın ispata ihtiyacı vardır. Aşk ancak ispat edilirse makbul olur.Aşk’ın ispatı İbadet (namaz) dır.

Şimdi beynamaz müslümanlara (tembellikten dolayı veya iş yoğunluğundan dolayı namaz kılmayanlara) sormak lazım siz hiç aşık oldunuzmu?

Published in Makale

Sahabelerin lakabları karakterleri hakkında bizlere malumat vermektedir.İşte Ömer ibn hattab (ra).ilk lakabı el-Farukdur.Ömer efendimizin dört temel karakteri onun bu lakabı almasına sebeb olmuşdur.

a-Cesareti; Ömer efendimiz islama girmeden öncede, islam ile müşerref olduktan sonrada cesareti hep bilene gelmişdir. Korkak insanların ne kendilerini nede değerlerini savunma içgüdüleri mevcut değildir.Ayrıca cesaret bütün iyi huylarında temelidir.Ömer efendimiz daha genc yaşlarında iken Mekkenin Dış şehirlere gönderdiği elçidir.Onun hakemliği toplumda takdir edilir.Anlaşmazlıkların çözümünde verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı.Kınayıcının kınamasından hiçbir zaman korkmamışdır.İslamla müşerref olduktan sonrada ilk Peygamber efendimiz (sav)e ''Ya Rasulallah neden bu evde bekliyoruz,neden Kabeye inmiyoruz?'' diye açıktan dinlerini beyan etme teklifini getiren odur.Medineye hicret etme sırası Ömer efendimize geldiğinde '' karısını dul,çocuklarını yetim bırakmak isteyen peşimden gelsin''. diyerek kimseden korkmadığını göstermişdir.Dalkavukluk yapmadan iskelet sahibi olmak,Korkmadan inanmak ömer efendimizde ete kemiğe bürünmüşdü.

b-Emanete sadakat anlayışı;

Sahabeler için belki emin olmak normal aksi ise düşünülemez diye aklınaza gelebilir,fakat burda kasd edilen Sadakat anlayışındaki incliktir ki bu her sahabede dahi vardır denilşemez.Halifeliği sırasında devletin işi için hazinenin mumunu,kendi işi içinde kendi maaşından aldığı mumu kullanacak kadar ince bir hassasiyete sahiptir.Hz Ebubekir efendimiz halife olduğunun ertisi günü eline bir top kumaş almış ve pazara götürecek iken Ömer efendimiz karşısına dikilmiş ve ''Ya Halife sen artık ümmetin işleri için çalışmalısın pazarda kumaş satarak kıymetli vaktini harcamamalısın.Karşılığınıda Hazineden temin etmelisin.Bu teklif hassasiyetin sadece kendisi için değil hakkı olan herkese gösterdiğinin delilidir.

c-Eşitlik;

Eşitlik anlayışı hak sahibine hakkını vermekle sınırlı değildir.Eşit olmak yaratılışdaki hakları muhafaza etmektir.İster köle olsun ister gayri müslim olsun.Ömer efendimiz Kudus şehrinini anahtarlarını teslim almak için kölesi ile yol çıkar ve deveye dönüşümlü olarak binerler.Tevafuk şehre girişde sıra kölede olduğu için deveye o biner ve şehir halkı onu halife zanneder.Kölenin hakkı ona haksızlık ve eziyet etmemektir ama onu kendi imkanlarından aynı miktarda istifade ettirmek işte bu Ömer efendimizin eşitlik anlayışıdır.Mısır valisi Amr bin As ile davalı durumdaki Yahudi vatandaşı aynı mahkemede yargılayıp,Amr bin As ın davranışının uygun olmadığını beyan ederek yahudi vatandaşın şikayetini haklı bulan bir eşitlik anlayışına maalesef dünya henüz ulaşamamışdır.

d-Şeffaf olmak;

Bu modern kavramın karşılığı gelenekte,''Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol''. dur. Ömer efendimiz yapmadığını söylemez,söylediğinide muhakkak yapardı.Kendisinden sonraki halife seçimindeki açık tavrı herkesi hoşnut bırakmışdır.Oğlu içinse ''Bir evden bir kurban yeter''. Diyerekte halifeliğe bakış açısını ailesinede herkesin huzurunda deklara etmişdir. Herkesin teveccüh ettiği ve ''Halid bir savaşda varsa o savaşı muhakkak müslümanlar kazanır''. Anlayışı yaygın iken O Halid bin Velidi görevinden almış ve bunu hiçbir ark niyet beslemeden yapmışdır.Veda hutbesinin okunduğu yerin yanında bulunan hurma ağacı bir müddet sonra müslümanlar tarafından ziyaret yeri olmaya başladığında,bidat olmasından korkmuş ve ağacı kestirmişdir.

Ömer efendimizin ikici lakabı ise Emirel Mü'mınun dur. Bu lakabı halifeliği sebebi ile almışdır.Fakat ne ilginçdir ki kendisinden önce halife olan Hz.Ebubekir efendimiz bu lakapla meşhur olmamışdır.Ömer efendimizin bu lakabının ön plana çıkmasının başlaıca sebebleri şunlardır.

1-Vatandaşları arasında Hangi dine mensup olursa olsunlar,islami ve insani ölçülerden asla vazgeçmemişdir.

2-Feth ettiği şehirleri ve ülkeleri mağdur değil mağmur etmişdir.

3-İslami hükümleri uygulamada korkaklık ve atalet (tembellik) göstermemişdir.

4-Yaşamında kıstas aldığı hayat tarzı en fakir müslümanın hayat tarzına uygun olmuş ve halkı ile arasında sınıf farkı olmamışdır.

5-Sünnete ve Sahabeye ilgi ve alakasını kesmemiş nasihat almaktan gücenmemişdir.

Published in Makale