makale
makale

makale (4)

Mittwoch, den 12. Oktober 2011 um 10:13 Uhr

Kızma, Kızma, Kızma

Verfasst von Muzaffer Inanc

Allahın Rasulu (sav)efendimiz Ebu Hureyre (ra) rivayet edilen hadisi şerifde, kendisinden hayırlı bir nasihat isteyen sahabeye ((Ebu Derda ra) üç sefer Kızma kızma kızma diye nasihat etmektedir. Günümüzde çokta önemsenmeyen fakat bir çok felaketinde sebebi olan kızgınlık, ilahi mekanizmada tehlikeli davranışlardan sayılmışdır.

Kızmak yani Gazab etmek her şerrin başıdır.Gazab kelime anlamı olarak Öfke, kızgınlık, hiddet demektir.Bu kelime çok ilginçdir ki hem Şerrin hemde  hayrın kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘’Kızmak’’Şerrin kaynağı olma sebebi zarar ve ziyana sebeb olması açısından,Hayrın kaynağı olma sebebi ise cesaret ve müdafaanın ortaya çıkması açısındandır.Kişi bu hali (Gazab)  başkasında gördüğü ama kendisinde hissettiği bir haldir.

Gazablanacak hallerden sakınmak gerekir.

1-Tartışma ortamlarından

2-İnadı ile maruf olan kimselerle beraber olmaktan

3-İddaalardan

4-Fanatik eylemlerden

5-Hırs yapmaktan

6-İntikam duygusundan

İnsanın gazabı ile Allah cc nün gazabı birbirine benzemez.

İnsan gazablanma anında kontrolünü kaybeder ve haksızlık yapma ihtimalı vuku bulur.Gazablanan insan karşısındakinin iyiliklerini görmez olur.

Allah cc nün gazabı, adaletindendir.O, insanın kendisine  verilen imkanları ve mühleti defalarca hoyratca harcamasından dolayı gazablanır,hayıflanır.

Gazab iki türlüdür

A-Yerilen ve tenkid edilen gazab

1-Nefsin hevalarına tabi olarak ortaya çıkan gazab

2-Haddi aşarak ortaya çıkan gazab

Yerilen Gazab’ın ilaçları şunlardır;

A1-Dua

A2-Kur’an-ı Kerim okumak

A3-Nassları hatırlamak

A4-Şeytandan Allahcc ye sıhınmak

A5-Ayakta ise oturması

A6-Uyku ve dinlenmeye dikkat etmesi

A7-Abdest almak

B-Övülen ve takdir edilen gazab

1-Allah cc için gazab etmek.

2-Emanet hususunda gazab etmek.

Gazab’ın zıddı Rıza dır.

Herşey nasılki zıddı ile kaim ise Gazab da zıddı bilinmeden tarifi ve tahayyülü zordur.Gece olmadan gündüzü ,uzun olmadan kısayı,iyi olmadan kötüyü tanımlamanın zor olduğu gibi.

Rıza,takdir edilen hükümleri kalbin sükûnetle karşılamasıdır.Böylece kul takdire rıza göstermiş ve hoşnutsuzluktan kurtulmuş olur.Hz.Peygamber(s.a.v):”Rab olarak Allah’tan razı olan kişi,imanının lezzetini tatmıştır.”(Müslim).Diğer bir hadiste de şöyle buyurmuştur:”Allahu Teâla hikmeti gereği sevinç ve neşeyi rıza ve yakinde,üzüntü ve kederi de şüphe ve hoşnutsuzlukta yaratmıştır.”

Rıza,kalplere vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır.Kalp,ilmin hakikati ile yüz yüze gelince,ilim onu rızaya yönlendirir.Rıza ve muhabbet,havf(korku) ve reca(ümit)gibi değildir.Bunlar,dünyada da ahirette de kuldan ayrılmayan iki haldir.Seriyü’s-Sakatî(r.a)der ki:“Şu beş şey mukarreplerin ahlakındandır:

1-Nefsin sevdiği ve sevmediği konularda Allah’tan razı olmak.

2-Allah’ı samimiyetle sevmek.

3-O’ndan haya etmek.

4-Allah’la ünsiyet etmek.

5-O’nun dışındaki şeylerden uzak durmaktır.”

Hz.Ali(k.v)Efendimiz de şöyle der:

-“Rıza yaygısına oturan kimseye,Allah’tan hoşuna gitmeyen hiçbir şey gelmez.İstek ve sual yaygısına oturan ise,hiçbir şekilde Allah’tan razı olmaz.”

Mittwoch, den 12. Oktober 2011 um 10:12 Uhr

Can Dost

Verfasst von Muzaffer Inanc

Hz.Ebu Hureyre (ra) hicretin yedinci yılında Medineye geldi ve islamını ilan etti.Allahın rasulü (sav) ile dört dolu dolu yıl geçirdi.Birgün’ü bir yıla denk tam dört yıl,Rasulün bazen önünde asasını taşıdı bazende arkasından onu takip etti, bir gölge gibi.Hiçbir mesleği icra etmiyordu.O’nun işi gücü Rasulullah(sav)i takip ve taklit etmek ve diğer sahabelere aktarmakdı.Verilen ile iktifa eder,Huzurda bulunmayı hazine dairesinde bulunmak olarak tasavvur ederdi.Duyduklarını unutup ashabı kiramı bihaber bırakmaktan korktu ve Rasulullahdan unutmaya karşı dua istedi.İşte ne olduysa o duadan sonra oldu.Ben dedi hz.Ebu Hureyre (ra)’’birdaha Ondan duyduğum hiç birşeyi unutmadım’’.Annesi istemezdi oğlu Muhammede gitsin,isterdi yanında evinde kalsın.Bir dua daha ey Allahın Rasulu dedi bu seferde annem için, o islam olursa bende sende olurum. Dua hayır içindir sende hayır istiyorsun o halde Rabbim sana yardım etsin dedi Rasulullah.Eve koştu baktı annesi abdest alıyor. Gözyaşları sel oldu kediciklerin babasının,bu nasıl bir himmettir,bu nasıl bir berekettir... Gözlerini ufuktan indirdi üstünde hayvan derisi vardı,derinin artan kısmınıda ayaklarının altına almışdı. Bağırıyordu ben medine valisi Ebu Hureyre,için içinde gülüyordu.Mervan medine dışına çıkmış vekili olarakta Ebu Hureyre (ra) bırakmışdı.Herkes Ebu Hureyrenin bu kılık ve kıyafetine hayretle bakarken O Rasulullahın duasını düşünüyordu.Duaya Rabbül alemin karşılksız icabet etmişdi.Ne valilik nede zenginlik sadece Rasulu taklit ve takip kıymet bulmuşdu. Gülüyordu duayı celb etmeyen valiliğe ve zenginliğe,ama kimse anlamıyordu bu Halis taklitçiyi, Halk ona O halka acıyordu.

Ençok Hadis rivayet eden oldu.Hasedciler neden oldu,yalan ve uydurma doldurdu dediler. Dört yılda bu kadar hadis olmaz dediler.Bilemediler hesap edemediler gecesini ve gündüzünü dört yılın.Ama dediler sahabelerdende ona karşı çıkan oldu,Aişe annemiz (rah) bunun şahididir oda onun söylediklerini tenkid etmişdir.Doğru oda tenkid etmişdir,o’da O’na hak vermiş ve ben bunu Mekke zamanında duyan bir başka sahabeden duydum belliki nesh olunmuş.Peki duymadığı sözleri neden kendine izafe edip ben Rasulullahın şöyle yaptığını ve dediğini aktarıyorum diye meydana çıkıyor.İşte hasedcilerin cehaleti, sorun onlara sahabe mürseli nedir diye belki ilimden bir damla bulaşmışsa üstlerine utanıp bu söylediklerinden yüzleri kızarır.

78 yaşında vakti saati tamam oldu.Emaneti bizlere yükledi, Rasulu takibe ve takilde bizleri memur etti. Sizlerin kardeşiyim, ben önden giden siz sonradan gelenlersiniz.

Mittwoch, den 13. Juli 2011 um 17:42 Uhr

Ben Kendimi Tanıyorum

Verfasst von Muzaffer Inanc

Zamanın bize, bizi öğrettiği hikayelerden birisi şöyledir. "Bir Abdal bir şehre uğramış, fakat buranın halkı yabancıları hiç sevmezmiş, defol! diye bağırmışlar Abdala, seni  hiç birimiz tanımıyoruz! diyede eklemişler. Fakat Abdal sükünetini hiç bozmadan cevap vermiş. Ben kendimi tanıyorum ya, önemli olan odur. İnanın şayet öbür türlü olsaydı, yani siz beni tanısaydınız da ben kedimi tanımasaydım çok daha fena olurdu.’’ Zamanın değişikliği, evrensel doğruları değiştirmiyor. Kişinin kendisini tanıması,aslında bilinçli bir yaşamda olmazsa olmaz kurallardan bir tanesidir. İhlas ve Samimiyet ne ölçülebilir nede tartılabilir değerlerdir. Ustalık; çok çalışmak, çok yorulmak, çok fedakar olmak, yapılan işi ciddiye almak ve önem varmek ile elde edilecek bir makamdır. Bu makamdaki insanın beceriside ,marifetide kemalata uygun bir derecede olacaktır. Bütün bu değerler bizlere şu hassas dengeleri öğretir;

Freitag, den 03. Juni 2011 um 14:26 Uhr

Müslüman Kimdir? Kim Değildir ?

Verfasst von Muzaffer Inanc

Müslüman Nasıl olmalıdır ?

Müslümanın Görevleri nelerdir ?

Müslümanın Topluma Karşı Sorumlulukları nelerdir ?

gibi başlıklar altında müslüman kavramı nice yazılarda irdelenmiş ve hala delik deşik edilmeye devam edilmektedir. Fakat şu çağda diğer din mudavimlerinin neşr ettikleri eserlerde bu ve buna benzer yaklaşım tarzı konu edilmemektedir.

Bir Budist yazar şöyle bir eser yazmaz;

Biz Budistlerin Çıkmazları nelerdir ?

Budizm’in Problemleri ...

Budizm ve Avrupa vb...