Şule Yüksel Şenler, batılılılaşma ve modernleşme projesi için 'model' olarak seçilmiş bir ailenin, altı çocuğundan biri olarak 1938 yılında dünyaya gelmiştir. Tahsiline orta ikinci sınıfa kadar devam edebilmiş, daha sonra annesinin rahatsızlanması üzerine okulunu bırakmak zorunda kalmıştır. Ama okuma ve yazmaya çok meraklı ve yetenekli biri olduğu için sürekli kitap okuyarak ve araştırmalar yaparak kendini geliştirmiştir.

Daha sonra da Risale-i Nur derslerine katılan ve Bediüzzaman Said Nursi'yle tanışıp, bizzat onun hizmetinde bulunan ağabeyi Özer Şenler'in isteğiyle Risale-i Nur derslerine katılır ve kısa zaman sonra da etkilenip namaza başlar, ardından da başını örter. Daha sonra da tesettürü halka sevdirme ve yaygınlaştırma mücaledesi başlar. Bu amaçla 'İslam Kadınına Hitap' başlıklı bir yazı kaleme alır. Yazısında, tüm kadınlara tesettürden bahseder. Yazı, M.Şevket Eygi'nin çıkardığı 'Yeni İstiklal' gazetesinde yayımlanır ve yazının ardından, Türk Kadınlar Birliğinin şikayeti üzerine hakkında dava açılır. Bu dava ile Şenler'in hayatında yeni bir süreç başlar. Yazdığı yazılar ve verdiği konferanslar yüzünden açılan davaların ardı arkası kesilmez. Yazıları ile büyük ses getiren Şenler, daha sonra Bugün gazetesinde yazmaya başlar. Gazete yönetiminin 'suya sabuna dokunma' uyarısına rağmen, davası uğruna yaşanan sıkıntıları köşesine taşır. Kadın gazetecinin parmakla gösterildiği bir dönemde, üstelik başörtülü bir gazeteci olması dikkat çekmektedir. Daha sonra yazılarından etkilenenler, onun konferans vermesini isterler ve Şule  Yüksel, konferanslarına başlar.

Konferanslar yoğun ilgiyle karşılanır ve kısa zamanda tüm ülkeye yayılır. Şenler'in örtünme tarzı olan ve 'Şulebaş' olarak adlandırılan örtünme tarzı, Anadolu'da genç kızlar arasında bir çığır gibi yayılır. Başını örten genç kızlar, üniversitede de bu şekilde okumak isterler. Derse başörtüsüyle giren Hatice Babacan, kendisini dersten çıkarmak isteyen hocasına tepki gösterince üniversitede başörtüsü için verilen mücadelenin de ilk adımı atılmış olur.

Şenler'in verdiği konferanslardan duyulan rahatsızlık her geçen gün büyümektedir ve sonunda görüldüğü yerde tutuklanması kararı alınır. Bu dönemde tam bir kaçak hayatı yaşamak zorunda kalır fakat ciddi şekilde rahatsızlanır. Doktorlar ona tüberküloz teşhisi koyarlar. Sonunda hastalık ve yaşadığı zorluklara dayanamayıp teslim olur ve onüç ay on gün hapis yatar.

İki ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesine rağmen, o bunu zul addederek kabul etmez ve cezasının tamamını çeker.

Başından iki evlilik geçen Şenler, ilk evliliğini tiyatrocu Abdullah Kars'la yapmıştır. Fakat beş yıl süren bu evlilik boyunca eşinden sürekli şiddet görür, sonunda dayanamaz ve boşanır. Daha sonra ikinci evliliğini de İsmailağa cemaatinden bir mühendis ile yapar ve bu cemaate katılır. Çarşaf giyen Dr. Sevim Asımgil'den etkilenerek çarşaf giymeye başlar. Fakat ikinci evliliğinde de problemler yaşayan Şenler, on bir yılın sonunda evliliğini noktalar ve babasıyla yaşamaya başlar. Kısa bir zaman sonra babasını da kaybeden Şenler, hem maddi hem de manevi olarak büyük sıkıntılar yaşar. Bu dönemde, hiç yüzyüze gelmediği yazar Hekimoğlu İsmail, ona maddi yardımda bulunur. Bir dönem Zaman gazetesinde haftalık köşe yazıları yazan Şenler bugünlerde hem yaşadığı ciddi sağlık problemleri yüzünden, hem de geçirdiği zor günler sebebiyle iyice yıpranan ruh sağlığı yüzünden evinde istirahatle günlerini geçirmektedir."

Eserleri

Uygarlığın Gözyaşları

Kız ve Çiçek

Hidayet

Gençliğin Izdırabı